Cennet-Cehennem

  

    Cennet: Bütün dini inanışlara göre müminlerin ölümden veya kıyametin kopmasından sonra sonsuz mutluluk içerisinde yaşayacakları yerdir."Örtmek, gizlemek" anlamındakı "cenn" kökünden isim olup bitki ve ağaçları örten toprak manasına gelir. Ahiret hayatında müminlerin ebedi saadet yurdu olan bu yerin bu şekilde adlandırılmasının sebebi, genel görünümüyle dünya bahçelerine benzemesi ve eşsiz nimetlerini insan idrakinden gizlemiş olması şeklinde açıklanmıştır. Batı dillerinde cennet karşılığı olarak kullanılan paradis (paradise) kelimesinin aslı Grekçe paradeisos olup Eski Farsça'da "etrafı çevrilmiş yer, ağaçlı bahçe" anlamındaki "pairi-daeza" dan gelmektedir. İbranice Tevrat' ta ilk insanın yerleştirildiği bahçeyi ifade etmek üzere kullanılan Gan Eden (Eden Bahçesi) tamlamasındaki "Gan" kelimesi Tevrat' ın ilk Yunanca tercümesi olan "Yetmişler" çevirisinde paradeisos olarak karşılanmıştır. Grek literatüründe bu kelime ilk defa Ksenofones (Xenophon) tarafından ve "bahçe" anlamında kullanılmıştır.

 

   

    İlkel Dinlerde Cennet: İlkel kabilelerde umumiyetle ölümden sonra mutlu veya mutsuz bir hayat yaşama inancı vardır ve maddi unsurlarla tasvir edilir. Mesela Andaman adalarındaki ilkel kabilelerin inancına göre iyilerin ruhları yer ile gök arasındaki bir köprüden geçerek cennete çıkar. Kötülerin ruhları ise soğuk bir yere ayrılır.

    Bazı Afrika mitlerinde, insanoğlu yaratılmadan önce bir cennetin var olduğu inancının bulunması dikkat çekicidir. Brezilya' daki Guarani Kızılderilileri dünyada olduğuna inandıkları "kötülük bulunmayan ülke" yi dört yüzyıl boyunca göçlerle aradılar. Tanınmış dinler tarihi araştırmacısı Mircea Eliade şamanların rüya ve vecdlerini anlatmada kullandıları cennet tasvirlerinin asırlar boyu devam eden telakkilerini canlı tuttuğunu düşünmüştür.

    Cennet inancıyla ilgili ilk yazılı kaynak milattan önce 2000'lere ait Sümer literatürüdür. Çivi yazılı bu kaynaklarda cennet, Dilmun denilen ve güneşin doğduğu yere doğru uzandığına inanılan bir adadır ki "mutlu insanlar ülkesi, ölümsüzler ülkesi, hayat ülkesi" diye nitelendirmiştir. Ölülerin dirileceğine, muhakeme sonunda kötülerin Çinvat Köprüsü'nden geçerken erimiş madenlerin arasına düşeceğine inanan eski İranlılar iyiler için Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının kaynaklarının bulunduğu doğuda bir yerden söz ederler.

    Sadece tanrıların ölümsüzlüğüne inanılan eski Yunan'da dünyevi bir cennet fikrinin gelişmesi şairler ve yazarlar vasıtasıyla olmuştur. Eflatun "Devlet" adlı diyalogunda devri bir geri dönüşten yeniden varoluştan bahsederler. Hesperides bahçesi diye bilinen cennet adaları inancı da vardır.

    Romalılar' da başka kültürlerden gelme dünyevi bir cennet anlayışı hakimdi. Kelt mitolojisinde cenneti hem temsilen hem bir adacıklar takımı, hem de Sümerler' de olduğu gibi uzaktan cennet (Elysium) veya hayat ülkesi telakkisi vardır. Slavlar'da güneşin okyanus ötesinde, doğudaki yurdunda bir cennet bulunduğuna inanılır. Ayrıca gökteki esrarengiz bir ülkeden de söz edilirdi. Germenler' in bu konudaki telakkileri Keltlerinkine benzemekle beraber ölen savaşçıların tanrılarla birlikte kaldıkları Valhalla denilen bir cennetten söz edilir. Ayrıca hastalıklı, yaşlılık ve ölümün bulunmadığı koru şeklinde özel bir cennet anlayışı da vardır.

    Meksika' da oturan Aztekler atalarının kaldıklarına inandıkları cenneti fevkalade refah ve lüksün bulunduğu kırmızı güneşin oradan doğduğu bir ülke (Tlapallan) olarak görüyorlardı.

    Asya' da cennet kavramı özellikle Hindistan' da geniş ayrıntılarla ifade edilir. Cennetle ilgili ilk bilgiler Rigveda' da bulunur. Burada, ilah Yama' nın hüküm sürdüğü cennet, tanrılarla birlikte olmak üzere, ölümden sonra gidilen ataların yurdu olarak görülür. Buraya Nandana denilir ve Tanrı İndra kendini orada eğlendirir. Brahma' ya kavuşmak gerçek sonu oluşturacaktır. Hindu kozmolojisine göre üç tabakadan oluşan alemin en üstünde cennet vardır, orada semavi tanrılar yaşarlar. Hint folklorunda ise cennet kutsal Meru dağının üzerindedir ve oradan dört nehir çıkar.

    Budistlerin telakkisine göre Meru dağının üzerinde bulunan ve bir saadet ülkesi (Sukhavati) olan cennet mücevherlerle süslü ağaçlara, akan sulara, son bulmayan bir yeşilliğe sahiptir. Japon geleneğinde cennete tekabül eden yere Ame denilir.

    Çin' de cennet önceleri P'eng Lai adalarında bulunan bir "doğu cenneti" şeklinde tasavvur edilirken daha sonraları Tien (gök) adı verilen bir cennet tasavvuru gelişmiştir.

   

    Yahudilikte Cennet: Yahudi ahiret inancında öldükten sonra Seol' e gitme yerine yeniden dirilme ağırlık kazanınca iyilerin ebedi olarak kalacağı yerin Eden bahçesi veya bazılarının Pardes dedikleri yine "bahçe" anlamına gelen özel yer olacağına inanıldı. Kötüler cehenneme, iyilerse cennete gidecekler, yeniden dirilince yine orada kalacaklardır. Böylece cennet üç şeyi ifade etmek üzere kullanıldı: 1- Tekvin'in 2-3. bablarında geçen Eden bahçesi,2- Dirilmeden önce iyi ölülerin kaldıkları yer. 3- İyilerin devamlı kalacakları yer. Bu husus, birden fazla cennetin bulunduğunu değil tarihi gelişim içinde cennet telakkisinin kazandığı üç merhaleyi ifade eder. Bu üç merhaleden son ikisinin coğrafi yeri konusunda ortak bir inanç yoktur. Bazılarına göre bu yer dünyada, bazılarına göre ise göktedir.

    Bu anlatımı genişleten bazı bilgilerde Hezekiel' de bulunmaktadır. Hezekiel'deki cennet de bir dağın üzerinde yer alan bahçedir. Fakat oradaki bilgi ve hayat ağacı artık hurma değil sedir ağacıdır.

    Sonraki Yahudi düşüncesinde cennet ve cehennem ölümden sonra iyilerin için mükafat, kötüler için ceza yeri haline gelmiştir. Ancak Yahudi düşüncesinde gelecek hayatla ilgili telakkiler uzun süre bir sisteme kavuşturulmadığı için rabbilerin eserinde, dünyanın sonuna doğru gerçekleşecek olan "Mesihi dönem" ile gelecek dünya bazen birbirinden ayrılmış,bazen de karıştırılmıştır. Milattan önce II. yüzyılda Mesihi ümitlerle Yahudiler arasında iyilerin kalacağı yerin yeryüzünde olacağı fikri yayıldı. Bu Mesihi krallığın baş şehri Kudüs (Siyon dağı) olacak, iyiler bu yeryüzü cennetinde ebediyen yaşayacaklardır. Apokaliptik literatürde cennetin üçüncü semada olduğu da nakledilmektedir. Rabbiler sonraki Yahudilikte görülen Mesihi krallıktaki iyi kimselerin kalacakları bu yeri, dünyevi Eden bahçesini ve kutsal şehir Kudüs'le ilgili elemanları alıp birleştirmiş, islami gelenekteki cennet tasvirini de göz önünde bulundurarak semavi bir cennet düşünmeye başlamıştır. Cehennem sadece ceza için değildir. Onun A'raf görevi de vardır. Bet Shammai' ye göre günahı ve sevabı denk gelenler cehennem ateşi ile temizlenecek, sonra cennete gideceklerdir. Kötüler on iki ay cehennemde azap görüp yok olacaklar. Bir görüşe göre Yahudilere muhalefet edenler ise sürekli azap göreceklerdir. Buna karşılık çok azılı günahkar küçük bir grup dışındaki İsrailliler cehennemden kurtulacak cennete girecceklerdir. Hz İbrahim cehennemin girişinde duracak ve sünnetli olan zürriyetini ateşten kurtaracaktır.

    Ortaçağ' daki Talmud sonrası literatürde cennet-cehennem tasvirlerinin arttığı doğrudan doğruya cennet veya cehennemi konu edinen tasvirlerin arttığı, risalelerin rabbiler tarafından yazıldığı görülür. Bazı Ortaçağ Yahudi filozofları cenneti Tanrı' ya kavuştuma, cehennemi de ebedi hayattan mahrum kalma anlamında kullandılar. Kabalistler bu kavramları bilhassa tenasühle uzlaştırarak kendi karmaşık sistemlerine uydurdular.

   

    Hıristiyanlıkta Cennet: Yeni Ahid' de Hıristiyanlığın cennet-cehennem telakkisine ışık tutan ifadelerde asıl ağırlık Eski Ahid ve Yahudi geleneğidir. Ancak sonraları Hıristiyanlığa özgü farklı yorumlara dayanan bir ahiret telakkisi olmuştur. Luka İncili' inde cennet Hz İsa' nın da içinde yer aldığı bir mükafa yeri olarak geçer. Aynı İncil' de ölümden sonra iyilerin cennete gitmesinden de söz edilir.

    İyi ve doğru kimselerin ebedi mükafatı elde edecekleri ve semada bulunan bir mekanın mevcudiyeti göklerin melekutu şeklinde Ahd-ı Cedid' de belirtilmektedir. Sadece doğrular oraya girebilecek ve orada barış için ebediyen mutlu bir hayat süreceklerdir. Bazı anlatımlar, ölüm sonrasında iyi kimselerin Yahudilikteki Şeol gibi bir yerde kalacaklarını akla getirmektedir. Adem ve Havva' nın itaatsizliği Hıristiyan teolojisinde Yahudilikte bulunmayan asli günah inancına yol açmıştır. Hz İsa' nın kurtarıcılığı ve vaftiz uygulaması hep bu olaya bağlanmaktadır. Kaybedilen Eden cenneti bazen yeryüzünde bir yer olarak düşünülmüştür.

    Yahudilikte olduğu gibi Hıristiyanlıkta da Eden cennetinin yaratılışın başlangıcında var olduğuna inanılmıştır. Hıristiyanlıkta cennette yılanın kandırılması ile Havva' nın ve Adem' in yediği yasak meyvenin elma olduğuna inanılır. Hayat ağacı ile iyilik ve kötülüğü bilme ağacı cenneteki kıssanın önemli unsurlarıdır.

        

    Cennetin isimleri: Kur'an-ı Kerim' de müfred, tesniye, ve cemi şekilleriyle 147 defa geçen cennet kelimesi yirmi beş yerde dünyadaki bağ bahçe, altı yerde Adem ve Havva' nın iskan ettiği mekan, bir yerde Hz Peygamber' in yanında Cebrail' i gördüğü Sidretü'l müntehanın civarında bulunan meva cenneti, diğer yerlerde de ahiret cenneti anlamında kullanılmıştır. Cennet(en çok kullanılan), ravza, cennetü'l- huld, cennetü'l meva, makamı emin, Sad suresinde hüsn-i meab, Cennetü'n-naim (mutluluklarla dolu cennet), adn(ikamet edilen yer), firdevs (içinde üzüm bulunan bağ), Hüsna (daha güzel),Darüsselam (Maddi ve manevi afetlerden, hoşa gitmeyen şeylerden korunmuş olunan yer), Darülmukame ( ikamet edilecek yurt), ed-darü'l- ahire ,darü'l ahire,akıbetü'd-dar, ukbe'd- dar, mak'adü sıdk (hak meclisi veya yüksek makam), gurfe (konak, köşk), ecr, rahmet, rahmetullah, rızkun kerim.

   

     Cehennem: İnkarcıların ve günahkarların ahiretle cezalandırılacakları yer. Cehennemin derin kuyu; hayırsız, uğursuz anlamına gelen Arapça asıllı bir kelime olduğunu ileri süren islam bilginleri olmuşsa da dil alimleri bu konuda tereddüd etmişlerdir. Grekçe' de Geenna, Latince' de Gehenna olarak kullanılan kelimenin aslı büyük ihtimalle Ge-Hinnom' dan (Hinom vadisi) gelmektedir. Ge-Hinnom İsrail tarihinde İsrailoğullarının sözde ibadet saydıkları gayri insani ve gayrı ahlaki faaliyetleri ifade ettiği için kötü şöhrete sahiptir. Orada saltanatını savaş ve salgın hastalıklarla sürdüren cehennem tanrısı olduğuna inanılan Molek' e tapılmakta ve onun öfkesini yatıştırmak için çocuk kurban edilmekteydi. Kral Yoşiya dini reformu sırasında bu adeti yasaklamıştır. İbadet adına çocukların katledilip yakılması yüzünden İsrail peygamberlerinin Ge-Hinnom' u lanetlemeleri üzerine bu yer İşya' dan itibaren zamanla gelişen Yahudi eskatolojisindeki cehennemin sembolü olmuş ve ölüm sonrasında azap çekilecek yere bu ad verilmiştir.

    Eski Mezopotamya dinlerinde insanın ölümden sonra yeryüzünün batı tarafında bulunan, yedi sur ve yedi kapı ile çevrili yere gittiğinde, dönüşü olmayan bu yere tanrıça Allatu' nun hükmettiğine, oradakilerin gıdasının toz, bulanık su ve toprak olduğuna inanılmaktaydı. Eski Mısır dinine göre ölenler Oziris' in yeraltı dünyasına gitmekte, hesaba çekildikten sonra suçlu bulunanlar cezalandırılmaktadır.

     Mecusiliğe göre, inanmayan kişinin ruhu Sinvat Köprüsü' nden geçemeyip cehennemin derinliklerine düşer. Bu aşağı aleme "yalancının evi" anlamında druzotman denilmekteydi. Karanlık, ıstırap ve gürültü ile dolu olan bu yeraltı dünyasında kötülerin gıdası pislikten ibarettir.

    Hinduizm' deki ruh göçü (tenasüh) inancı cehennemle ilgili motiflerin gelişmesini önlemiştir. Naraloka adı verilen cehennem, bu dünyada herhangi bir dini kuralı ihlal eden kişiye öteki dünyada buna denk bir cezanın uygulandığı acılarla dolu yerdir. Hinduizm' de cehennem bir nevi arınam yeridir. Budizm' de yedi cehennem inancı vardır. Bu cehennemler yeryüzünün altındadır ve kötü davranışlarda bulunanlar uzun süre çeşitli işkencelere maruz kalırlar.

    Tevrat' a göre cehennemdeki azap ateş, duman, susuzluk ve karanlık şeklinde olacaktır. Orası geri dönülmeyen, derin, gizli her şeyin toz ve koyu karanlıklarla karartıldığı bir yerdir. Secrets d Henoch' a göre ise cehennem çok soğuk, karanlık ve ateşlidir; günahkarlar orada hem donar hem yanarlar. Oradakiler duyulardan tamamen mahrum olmayıp uyuyanlar gibi zayıf ve sessizdirler.

    Yahudi literatüründe Kudüs yakınlarındaki Hinnom vadisinde bulunduğu, cehennnemin gökte veya karanlık dağların ötesinde olduğu da ifade edilmektedir. İncil' de Hz İsa oradan "cehennem", "cehennem ateşi", "fırın ateşi" , "ebedi ateş" ve "sönmez ateş" diye bahsetmektedir. "Uçurum", "Kükürt ve ateş gölü" şeklinde de nitelendirilir.

   

     Cehennemin isimleri: Kur'an-ı Kerim'in yetmiş yedi ayetinde yer alan cehennem, herhangi bir sözlük anlamı taşımaktan çok kafirlerin, münafıkların, zalimlerin gerçeğe boyun eğmeyenlerin azap görecekleri yer olarak tasvir edilir. Söz konusu ayetlerin bir çoğunda cehennem "mesva, meva" kelimeleri veya "azabü cehennem, narü cehennem" terkipleriyle kullanılmıştır. Kur'an' da kötülerin ahiret hayatında cezalandırılacakları yeri ifade eden başka kavramlar da mevcuttur. Halimi' nin kanaatine göre bu kelime veya terkipler bütünüyle cehennemin adı olmayıp amellerine göre cehennemliklere azap edilecek tabakaları veya azap çeşitlerini gösterir. Mesela "cehennem ateşi" anlamında geçen "nar" kelimesi cehennem azabının çeşitli şekillerinden sadece yakıcı olanını ifade eder. Leza, sair, hutame gibi diğer kelimeler de narın yakıcılığını tasvir etmektedir. Cehennemin yedi kapısı olduğunu beyan eden ayet sebebiyle bunlardan yedisi özellikle önem kazanmıştır.

    Cehennem,cahim (kat kat yanan alevi ve ısı derecesi yüksek ateş), haviye (yukarıdan aşağıya düşmek), Hutame (kırmak,ufalayıp tahrip etmek),Leza (halis ateş, bedenin uç organlarını söküp koparan),sair (tutuşmak, alevlendirmek), sakar (şiddetli bir ısı ile yakıp kavurmak), semum, siccin (cehennemdeki vadi), gay (cehennemdeki vadi), darü'l bevar (helak yurdu), suü'd-dar (kötü yurt), esfele safilin (aşağıların aşağısı)

    Hadis kitaplarında bulunan Hz peygamber tarafından kullanıldığı kaydedilen sahih olup olmadıkları tartışılan cehennem isimleri: Bulüs hapishanesi, hüzün kuyusu, lemlem vadisi, heb heb vadisi, kallut nehri, saud (cehennemde bir dağ), akabe (cehennemdeki bir dağ,cehennem,aşılması zor geçit, sırat).

 

Kaynak: İslam Ansiklopedisi

Yorum Yaz